Make your own free website on Tripod.com

 

YILMAZ GÜNEY'İN YAYINLANMIŞ TÜM KİTAPLARI

Aç Kurtlar
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi


"Aç Kurtlar", Yılmaz Güney'in askerlik yaptığı sıralarda Muş'ta çekilmiş "Seyit Han"dan sonra yönetmenliğini yaptığı ikinci film olması bakımından önem taşır.
1968 yılında çekimi tamamlanan film, aynı yıl Film Kontrol Komisyonu (Sansür) tarafından tamamen reddedilmiş, bu nedenle bugüne kadar halka gösterilmesi mümkün olmamıştır.
Güney Film
(İç Kapak)


 

 

Acı
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

Köyün dışında, patlamaya durmuş başakların yanı sıra yürürken, kim bilir neleri düşünüyordu Çiçek Ali! On beş yıldır ayrıydı, köyünden, ocağından, tarlalardan, güneşten ve ekinlerden. Altmış mevsim değişmişti yokluğunda ve beş bin dört yüz kez aydınlanıp, yine bir o kadar kararmıştı gökyüzü. Dört duvar içinde dönenip beklemişti geçmesini tastamam on beş yılın...
(Kitabın İçinden)

 

Ağıt
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

Yılmaz Güney'in ünlü üçlüsü Ağıt, Acı ve Umutsuzlar, 1971 yılında yapılan Adana Altın Koza Film Festivali'nin bütün ödüllerini toplamış; "Ağıt", bu festivalde, en başarılı film, en başarılı yönetmen, en başarılı kameraman, en başarılı aktör ödüllerini almıştı. Böylece Yılmaz Güney'in, "Çirkin Kral" döneminden sonra, "Umut"la başlayan ikinci dönemi, en verimli yılına ulaşıyordu."Ağıt", Türkiye gerçekliğinin bir parçası olan kaçakçıların dünyasını aydınlatıyor, onların az bilinen yanlarına eğiliyordu. Yılmaz Güney, köylülerin mükafat almak için ihbar etmek yarışına girdikleri, devlete karşı koyan, efsaneleşmiş bir kaçakçının, Çobanoğlu'nun yoksulluğunu, şiirsel bir anlatımla duyuruyordu. Yoksulluk dünyasının ürettiği gerçeklerin, efsaneleşmenin ardını deşiyordu. Başka bir deyişle "efsanenin" yoksulluğunu anlatıyordu."Ağıt"ın Türkiye'deki etkinliği
yabancı ülkelerde de sürdü. 1972'de Avrupa'nın en titiz festivallerinden biri olan Venedik Film Festivali'ne kabul edilen tek Türk filmi oldu. Büyük ilgiyle karşılandı. Ayrıca 1975 yılında da Tahran Festivali'ne özel olarak çağrıldı. Böylece Doğu'ya özgü bir şiirsel gerçekçilik, "Ağıt" aracılığıyla Türkiye dışına çıktı.
"Ağıt"ın bir özelliği de, Yılmaz Güney'in kendine özgü sinema diline yaklaştığı ilk film oluşudur. Bu yanıyla gerçekçi Türkiye sinemasının önemli ürünlerinden biridir.
 

 

Arkadaş
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

"Arkadaş" 1974-75 sinema mevsiminde göreceğimiz yerli filmlerin en iyilerinden biri, belki de en iyisi... Yılmaz Güney, bu yapıtında, çağdaş Türk insanının duygu dünyasını olağandışı inceliklerle dile getiriyor.
Yılmaz Güney, yönetmenliğini yaptığı filmlerde, genellikle girdisi-çıktısı iyice kısılmış, usta ayrıntılarla zenginleştirilmiş olayları işliyordu. "Arkadaş", ilk kez, bu anlayışın ilerisinde bir film. Her şeyden önce Güney'in yeni bir bakış açısını seziyoruz yapıtta: Günümüz Türkiye'sinin toplumsal panoramasını çizme çabası. "Arkadaş"ta ülkemizin karmaşık "zümreler" bütünü çok çarpıcı, karşıtlıklardan yararlanan bir sinema dili ile anlatılıyor. Ayrıca Yılmaz Güney 'olay'ın, olayla edinilecek çekiciliklerin üstüne basmıyor. Bu, sinemamızda başka örneğini göremediğimiz bir girişimdir. (Türk sinemasının salt oltaya, olayın da en

gerçekdışına taşmış biçimine yaslanmış, bel bağlamış olduğunu hatırlarsak, yönetmeni ve getirmek istediği gerçeklik duygusunu kavrayabiliriz.) "Arkadaş" filminde hemen hemen hiç olay yoktur. Tersine, anılardan, duyarlıklardan, insan ilişkilerinin kendisel açılarından oluşur "Arkadaş"...
-Selim İleri-
(6/10/1974 Tarihli, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan "Arkadaş Filminde Gerçeklik Duygusu" adlı yazıdan)

 

Baba
Bekir Yıldız , Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Yılmaz Güney'in "Baba" filmi 1971 yılının karanlık günlerinde gerçekleşti. Baba, Türk sineması için olduğu kadar Güney'in filmografisinde de önemli yer tutan bir filmdir. Bir yıl kadar seyirci karşısında yer alan bu filmin Adana 4. Altın Koza Film Festivali'nde karşılaştığı çirkin baskılar, yalnız Baba filmine değil, Türkiye'nin kültür yaşamına ve Yılmaz Güney'in kişiliğine yönelmiş saldırı niteliği taşıyordu.Detaylarını bu kitabın 3. bölümünde bulacağınız "Baba Olayı" ülkemiz kültür tarihine bir utanç belgesi olarak geçecektir.Ancak, inançlarını en küçük faşist baskıyla değiştirenler, sıkıyı görünce kurtuluşu döneklikte bulanlar tarihin çöplüğünü boyladıkları halde, eserleriyle emekçi halkın bilinçlenmesine güç veren bütün kültür emekçileri geçmişte

olduğu gibi gelecekte de onurlu yerlerini almaya devam edeceklerdir.Yılmaz Güney'in Baba filminin senaryosu Bekir Yıldız'ın "Üç Yoldaş" adlı öyküsünden esinlenilerek yazılmıştı. Yıldız'ın "Üç Yoldaş"ında yer alan birinci Yoldaş'ın Almanya serüveni, Baba'nın ilk bölümünde yansıtılmıştı.
Bu nedenle okurun bir filmin oluşmasında etkinliği olan öğeleri daha iyi kavraması için kitabı Yılmaz Güney'in senaryosu ve Bekir Yıldız'ın öyküsü bütünüyle alınmıştır.

Böylece okur, filmle ya da filmin ana senaryosu ile esinlenilen öyküyü rahatlıkla karşılaştırma olanağını bulabilecektir

Duvar
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

Bu kitap, Yılmaz Güney'in 9 yıl aradan sonra kamera arkasına geçebildiği ilk film olan Duvar'ın senaryosuyla birlikte dış basında aldığı tepkilerin bir bölümünü kapsıyor, çünkü Duvar, Türkiye'deki izleyicisinin hiç de alışık olmadığı ölçüde (özellikle Fransız basınında) sayısız tepkiyle karşılanmış bir film...

Duvar, Yılmaz Güney'in 9 yıl aradan sonra kamera arkasına geçebildiği ilk film olmanın yanı sıra başka birçok "ilk"leri de barındıran bir film ve bu nedenle Türkiye sinemasında ayrıcalıklı bir konuma sahip:

Duvar, bir Türkiyeli yönetmen tarafından sürgünde gerçekleştirilen ilk film.

Duvar, iki oyuncusu (Tuncel Kurtiz ve Ayşe Emel Mesçi) dışında tümüyle amatör oyuncuların rol aldığı ilk film.

Duvar, tümüyle yabancı sermayeyle ve ilk kez yabancı bir ülkenin Kültür Bakanlığı desteğiyle çekilen bir film.

Duvar, Senaryosu (Yılmaz Güney tarafından) yedi kez baştan sona yazılmış bir film.

Duvar, (Türkiye sinemasında bir benzerinin daha bulunmadığı) oyuncu seçimi ve set ekibi, mekan tasarımı ve prodüksiyon aşamaları çekim öncesinde inceden inceye tasarlanmış bir film.

Toplam 14 klasör tutan "Duvar dokümanları"nın taranması sonucunda oluşturulan kitaba Duvar'ın tüm hikayesini yansıtabilmek elbette imkansızdı... Başta yedi kez yenibaştan yazılan Duvar senaryosu olmak üzere detaylarıyla çizilmiş sahne planlarından, tek tek oyuncu fotoğraflarından, mekan tasarımı eskizlerinden ve özellikle basında yer alan sayısız tepkiden ancak bu kadarını yansıtabiliyoruz ve ama inanıyoruz ki "bu kadarı" bile okurlara ve sinema sanatına gönül vermiş insanlara Duvar'ın ayrıcalıklı serüvenini aktarma konusunda yeterli fikri verebilecektir.

Dış basında tepkileri seçerken, olumlu tepkilerin ağırlıklı olmasının belli spekülasyonlara yol açabileceğini düşünerek, olumsuz tepkilerin, Yılmaz Güney'in evrensel boyuttaki sinemacılığını daha sağlam temellere oturtacağı yönünde.

Evet, Duvar, Yımaz Güney'in 9 yıl aradan sonra kamera arkasına geçebildiği ilk filmi ama ne yazık ki aynı zamanda son filmi oldu... Türkiye ve dünya sineması, O'nun aramızdan çok genç yaşta ayrılmış olmasının üzüntüsünü yaşadığı kadar, kafası ve yüreğindeki sayısız projenin gerçekleşmeden kalmış olmasının eksikliğini de yaşıyor... Ama O'ndan bize kalan Duvar var; Yol, Sürü, Umut var... sayısız film, roman, hikaye ve adı gibi "yılmayan", namuslu bir aydının onurlu mücadelesi var.

 

 

 

 

"Düne kadar süren sanat hayatım boyunca Türk sineması'nı çağdaş seviyeye ulaştırmak ve bu etkili sanatı inançlarım doğrultusunda gerçekleştirmek için çaba harcadım. "Umut" filmi Adana Film Festivali'nde ödül kazandı. Uluslararası değeri olan bir filmi yine uluslararası bir festivalde başarı elde etme gayesiyle yurtdışına gönderdim. "Umut" filminin yurtdışına festivale gönderilmesi için yaptığımız müraacatlar cevapsız bırakılınca biz de bu filmi yurtdışına kaçırttık. Bu bir suçsa bu suçtan ötürü verilecek ceza da bana şeref verecektir."


Yılmaz GÜNEY
15 Haziran 1972
tarihli basından
 

Endişe
Yılmaz Güney , Ali Habib Özgentürk
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

"Endişe" 1975 yılının Eylül ayında yapılan 12. Antalya Film Festivali'nde, en iyi film, en iyi yönetmen, en başarılı senaryo, en iyi görüntü yönetmeni ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazandı.Türkiye gerçeklerinden yana olan bütün başarılara faşizm bir kere daha tahammül edemedi ve Festivalin ödül dağıtım töreninde kendilerini komando diye adlandıran kişiler, ödül almış sanatçılara saldırdılar; "Endişe"yi taşladılar.Endişe'nin Türkiye sinemasında önemli geçiş noktalarından biri olduğunu belirtmek gerek. Çünkü, Türkiye sinemasının kamerası "Endişe" filmiyle ilk kez tarım işçilerine çevrilmiş, onların ilişki ve çelişkilerini beyazperdede vurgulamaya çalışmıştır. Yani pamuk işçileri, ilk kez bütün gerçeklikleri ile bir filmde görülmüşlerdir. Filmin bir başka önemli yanı, tarım işçileri yerine oyuncu kullanılmaması, belgesel

unsurların konulu bir filmin içine yerleştirilmiş olmasıdır.

Endişe'nin çalışma yöntemi de Türkiye sinemasında pek rastlanmayan bir biçimde oluşmuştur. Senaryonun yazılmasından önce, tarım işçileri ile ilgili bir araştırma yapılmış ve senaryo için gerekli malzeme ortaya çıkmıştır. Böylece tarım işçilerinin yaşadığı gerçeklerden uzaklaşılmadan, onların dünyası, sorunları verilmek istenmiştir.
Kitapta sunduğumuz araştırmalar, belgeler filmin oluşmasını bütün açıklığıyla anlatmaktadır.
(Önsöz)

 

Herkes O'ndan Söz Ediyor
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi
 

1994 yılının Kasım ayında Fatoş hanımın önerisiyle Yılmaz Güney üzerine bir belgeselin çekimlerine başladım. Belgesel, tanıklıklardan oluşacaktı. Yüz kişilik bir liste yapmıştım. Bu kişilerden bir bölümü konuşmaktan kaçındı, bir bölümüne ise ulaşamadım. Bir yıl süren çalışmanın sonucunda elliyi aşkın röportaj gerçekleşmişti. çekilen kasetler yaklaşık yirmi saati bulmuştu.
Yaptığım kurgu sonucunda iki saatlik bir belgesel oluştu. Adını "Adana-Paris" koydum. Geçen yıl Ankara ve İstanbul Film Festivallerinde gösterilen belgeselin kırk dakikalık bir kopyası da Cine 5'de yayımlandı.
Belgeselde hiç kullanmadığım tanıklıkların yokolup gitmesi içime

sinmiyordu. Bunları bir kitapta toplamayı düşünüyordum. Fatoş hanım önerimi hemen onayladı.
Elinizdeki kitap, "Adana-Paris" adlı belgesel için, videoya kaydedilmiş bütün röportajları kapsamaktadır. Bunun dışında, Yılmaz Güney'in yazmış olduğu birkaç mektubu da kitaba kattım.
Fransa'da yapılan çekimler için Claude Weiss'a, çevirileri yapan Kerem Hancı'ya ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Özellikle projenin başından sonuna kadar büyük katkısı olan, konuşmaları kağıda geçiren Feyzan Nizam'a ve Fatoş Hanıma şükranlarımı sunarım, çünkü onlar olmasaydı bu kitap da olmazdı.
(Önsöz)

 

Hücrem
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Bu küçük yazı, Salpa hikayesinden önce yayınlanmak, okura cezaevi döneminde geçirdiğim değişim hakkında bir fikir vermek amacıyla yazılmıştı. Fakat "Hürriyet"te, "Selimiye" anılarını içeren bir yazı izlenimi uyandıracak biçimde duyuruldu kamuoyuna.
Görüleceği üzere bu yazı, ne başlı başına bir anılar dizisidir, ne de tam anlamıyla toplumsal, siyasal görüşlerini kapsar. Hikaye de değildir. Adı nedir dense, adını belirleyecek açık bir biçime sahip olduğunu da söyleyemem. İlk adımdır benim için. Bir sanatçı olarak, geniş kitlelerle kurulması gerektiğine inandığım yeni bağın doğurgan ilk adımıdır.
Gerek Salpa, gerekse Sanık ve bundan sonra yazacaklarım, hayatın çeşitli yönleri ve derinlikleriyle, bir bütün olarak

kavranması çabasını içerir; ve bu, kavrama sürecindeki çeşitli birikimlerin, sınıf mücadelesi anlayışımdaki değişikliklerin sanatsal planda yansıması biçiminde anlaşılmalıdır...
(Önsöz'den)

 

Hudutların Kanunu
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Güneşin altında cayır cayır yanan kerpiç evleri, toz duman içinde meydanı, kör, topal, çolak insanlarıyla Deliviran Köyü, yıllar yılı alışageldiği sıradan bir gün yaşıyor. Beş atlı yaklaşmakta. Önde Bekir bir ölü taşıyor. En arkadan gelen Hıdır. Onun ağası ölü. Karşıya geçerken jandarmayla çatıştı. Üsteğmeni yaraladı. Kendisi canından oldu.
Çocuklar bırakır oyunu, ses kesilir, kadınlar, yaşlılar bakarlar. İki yaşlı, ölüyü attan aşağı alır. Kucağındaki bebeğe sımsıkı sarılmış kadının önüne bırakırlar. Kadın erkeğine bakar. Çocuğuyla birlikte üstüne kapanır sonra. Yüreğinden bir çığlık kopar.
Hıdır bir köşeye çömelmiş, yarım kalmış bir ağızlığı oymakta. Suskun…
 

 

Oğluma Hikayeler
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

"Oğluma Hikayeler" yazmayı, daha 1972'lerde, Selimiye'de düşündüm.Devrimci bir öze sahip olan bir sanatçı, oğluna devrimci bir miras bırakmalıydı... Oğluma, oğlum vesilesiyle bütün dünya çocuklarına en içten armağanımdır bu hikayeler. Onların olumlu gelişmelerinin dokusunda kıl kadar pay sahibi olmak bizim için onur vericidir.
-Yılmaz Güney-
20 Aralık 1978
Toptaşı Cezaevi
(Arka Kapak)
 

 

Ölüm Beni Çağırıyor
Gençlik Öyküleri
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Yılmaz'ın öykülerini dün bir kez daha okudum ve gece gözüme uyku girmedi. Yılmaz'ın gençlik öyküleri yayınlandığı yıllarda dönemin "eleştiri"sinin dikkatini çekmedi. Çünkü eleştiri her zaman kimi yazarları "in", kimilerini de "out" sayma önyargısıyla hareket eder. Ama dönem gelir, bir zamanlar dikkate almadığı bir yazarı taçlandırmak cesaretini gösterir. Tıpkı Yılmaz'ın Boynu Bükük Öldüler'le Orhan Kemal Roman Ödülü'nü alması gibi. Gençlik öykülerinin yazınsal özellikleri, öncü nitelikleri henüz değerlendirilmemiştir, ama bir gün o da olur. Ama bir dönemin siyasal saplantıları yüzünden yatılan hapis ve yaşanan sürgün artık geri dönüşsüz bir "olgu"dur. İşte bu nedenle Yılmaz'ın

hayatının yakın tanığı olduğum bu dönemi düşündüğüm için dün gece gözüme uyku girmedi.
-Özdemir İnce-
27 Ağustos 1998
(Arka Kapak)

 

Salpa
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Bir yanda, dünyaya gözünü açtığı andan bu yana algıladığı, öğrendiği, öğrettikleri, edindiği kişisel, toplumsal alışkanlıklar pislikler, inançlar... tavır davranış, konuşma biçimi, düşünce biçim haline gelmiş yönetici ölçüler, üzülmeden sinmeye... ürkekliğe... ürkeklikten ataklığa dek, bin bir kılığa giren korkuları, saygı, sevgi, iyilik, kötülük, mertlik, dürüstlük, gelenek, görenek, töre, gizli açık bir yığın güç... kurum... kişiliğinin dokusunu oluşturan bir yığın renk, olay, ses... Öte yanda, taa çocukluğundan bu yana, bu ana biriken toplumsallığın zorunlu ürüne tepki... Bilinç içinde oluşan karşı bilinci... gelişen, artık karşı konulamayan, kendi sınırlarını zorlayan, sınırlarıyla uzlaşamayan insanca yaşama mayası... Karşı bilinç ve onun payına düşen bilinç altı, sağlıklı bedensel tepki...

Salpa, sağduyusuyla da, gelişen bu zorunlu güçlerin yanında yerini alıyordu.
(Arka Kapak)

 

Sanık
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Sanık, Yılmaz Güney'in "Selimiye Üçlüsü"nü oluşturan kitaplarından biri. 12 Mart döneminde opera binası ve tersane yangını olayları nedeniyle "sabotaj davası" sanığı olarak tutuklanan Yaşar Yılmaz'ın öyküsü. Bireyin yaşadığı durumlardan yola çıkarak yansıtmaya çalışıyor... Sanık, insanın dayanma, direnme gücünü, değişebilme gücünü, değişebilme durumunu, ayrıca yazarın bilinçlenme sürecini yansıtması açısından, Yılmaz Güney'in en başarılı romanlarından biridir.
(Arka Kapak)

 

Selimiye Mektupları
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Bu yazı, acılarımızın önsözü olsun...
Yaşadığımız, yaşıyor olduğumuz acılarımız da
acılıklarından bıkıp sevinç olsunlar...
Yarın halkımızın olsun... Bayram olsun...
(Arka Kapak)

 

Seyyit Han
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

"Seyyit Han" yönetmen olarak bütün sorumluluğunu yüklendiğim ilk çalışmam, unutulmaz anılarımı içeren ilk göz ağrımdır. Sanat hayatımın bir döneminin sonu, yeni bir döneminin ilk adımıdır. Bu yüzden özel bir önem taşır.

"Seyyit Han", 1968 başlarında, daha önceki birikimlerin de etkisiyle, "Yeşilçam" kurallarına, özellikle de "Çirkin Kral Yılmaz Güney"e karşı başkaldırının adıdır. Fakat, görevini başarıyla gerçekleştirdiğini söyleyemeyiz. İşletmelerin, "Çirkin Kral" şartlanmalarının, "Yeşilçam" baskılarının altında, o günün kaçınılmaz gibi görünen kaçınılmaz uzlaşmaları içine girmemiz, filmin değerinden büyük şeyler götürmüştür. O zaman da bunun bilincindeydim. Fakat durum tahlillerindeki yanılgımız, bizi eksik ve

sakat etkilerle dolu bir film yapmaya götürdü.
(Girişten)

 

Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Bu roman, bir buçuk yıllık yoğun bir uğraşın ürünüdür. Günümüz koşullarında, özellikle benim konumumda bir insanın, daha önemli sorunlar gündemde iken, daha acil konular üzerinde araştırma ve inceleme yapması gerekirken, bir buçuk yıllık zamanı bir roman için ayırması tartışılması gereken bir gerçektir; kabul ediyorum. Bu uzun çalışmanın beni siyasal gerileyiş içine soktuğunu da ayrıca belirtmek isterim.
Romana bitmiş gözüyle bakmıyorum. Çünkü, acılarını ve umutlarını hikayeleştirdiğim arkadaşlar, yaşamlarını romandan bağımsız olarak sürdürüyorlar. Kimi hala cezaevlerindedir; kimisi de, anlatmaya çalıştığım karmaşık ilişkiler zincirinin birer parçası olarak dışarıda; acılarına yeni acılar katarak.

Okul sıralarında, ders yılının sona ereceği günlerde, koca bir eğitim yılını iyi-kötü beraber geçirdiğim arkadaşlardan ayrılmanın derin hüznünü duyardım. Şimdi, şu satırları yazarken, ona benzer bir ayrılık hüznü var içimde. Bir buçuk yıl, gecemi, gündüzümü... yemek yerken, volta atarken, uyurken, çalışırken ranzamı, hücremi ve koğuşlarımı paylaştığım arkadaşlarımdan ayrılıyorum. Bir gerçektir ki, hikayesini ettiğim arkadaşlarımı unutmayacağım. Fakat yeni uğraşlara gireceğim için, onları daha az düşünebileceğim. Avuntum şudur: Bu romanı okuyanlar, onları benim yerime de düşünecekler; bu arada beni de düşünecekler.
Bu romanın yazılış sürecinde, çeşitli arkadaşlarla konuştum; anlatılanların notunu aldım. Bir kısım arkadaşlara, yaşam kesitlerinin bazı bölümlerini bizzat yazdırdım. Topladığım bütün bilgilerle, kendi birikimlerimi kaynaştırmaya çalıştım. Bilinmelidir ki, bu romanda geçen bütün olaylar çok az değişikliklerle, kendi gerçekleriyle yansıtılmıştır. Hayatın gerçekliğini bozmamaya özel bir dikkat gösterdim. Bir kısım isimleri değiştirerek kullandım. Bazı isimleri de, çeşitli sakıncaları göz önünde tutarak, ad ve soyadlarının başharfleriyle kullandım. Bazı arkadaşların isimlerini de olduğu gibi kullandım...
(Önsöz'den)

 

Sürü
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

Sürü'nün hikaye olarak bilincimde döllenişi, 1972-73'lere, köklü bir değişimi içeren sarsıntılı Selimiye günlerime rastlar. Kalın ciltli bir deftere, kaba hatlarıyla yazdığım, kabaca sahne sıralaması yaptığım onlarca film hikayesinden biriydi. Günün birinde bu denli ünlü olacağından, sinema tarihimizde bir dönemeç noktası oluşturacağından, uluslararası değerde ödüller kazanacağından habersiz, yıllarca o defter sayfaları arasında sessiz sedasız kaldı. 1978 Mart'ında, İzmit Cezaevinde bir rastlantı onu gün ışığına çıkarmasa idi, belki de daha uzun yıllar o soluk sayfalar arasında kalacaktı; belki de film olabilme şansına hiçbir zaman sahip olamayacaktı...
(Önsöz'den)

 

Umut
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

"Boynu Bükük Öldüler" romanının başında Yılmaz Güney, "Herkesin özlediği, düşlerini kurduğu bir şehir vardır. Ben Adana'yı severim. İşte orada, Adana'da, sevdiğim insanlar yaşar..." der ve romanı sevdiği bir insana adar.
"Umut", Güney'in çok sevdiği Adana'da, kendinden insanların arasında çekildi.
(Kitabın İçinden)

 

Zavallılar
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

"Zavallılar" Yılmaz Güney'in yönetmen, senaryocu, oyuncu ve yapımcı olarak üç yıl kadar önce çekimine başladığı, bilinen nedenlerle yarım bırakmak zorunda kaldığı filmin, eldeki parçalardan yararlanarak, yeniden bütünlenmiş şeklidir.

Bizim tamamlamak durumunda kaldığımız filmin konusu, Güney'in yokluğu nedeniyle, tamamen değişmiş, daha önce tasarlanan hikayeyle (Güney'in belirlediği tiplerin yeni hikayede kullanılmasından doğan, tema benzerliği dışında) uzak yakın hiçbir ilgisi kalmamıştır...
-Atıf Yılmaz-
(Giriş'ten)
 

Umutsuzlar
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

 

Bu yorgun mavi deniz, martılar ve vapur düdükleri hep o sessiz ve sıcak bakışlı adamı hatırlatmaz mı Çiğdem'e? Güldüğünü hiç görmediği, yüzünde binlerce kederin yaşayan izlerini taşıyan o adamı. Günlük gazetelere bakarken, içini ürperten gizli bir telaşla çevirirken sayfaları niye kokardı Çiğdem ve neden her sabah, her akşam aynı sıkıntıları, aynı heyecanları taşımaktan yorulmuş yüreği bir serçe yüreği gibi çarpardı.
Korkusunun nedenlerini çok iyi bilirdi yakınları. Bir sabah, Çiğdem'in istemediği, fakat O'nu tanıyanların kaçınılmaz gördükleri bir sorun resimleriyle dolu olmayacak mıydı gazeteler? Su testisi su yolunda kırılmayacak mıydı? O'nun, o sıcak ve sessiz bakan, bakarken kaçınılmaz sonunu duyurtan hüzünlü sevgilinin ölmüş, kanlara bulanmış resmini görmeyecek miydi gazeteler?
(Girişten)

 

Yol
Yılmaz Güney
Güney Yayıncılık / Yılmaz Güney Dizisi

Elinizdeki bu kitap, Yılmaz Güney'in "Arife - Bayram" adıyla düşündüğü senaryonun ilk yazılı halidir. Filmin çekimine yönetmen Erden Kıral tarafından başlanmış, ancak çeşitli aksamalardan ötürü çekim durdurulmuştur.
Daha sonra, Şerif Gören tarafından filmin yeniden çekiminde senaryonun daha kolay bir biçim alabilmesi için, zorunlu olarak, Yılmaz Güney tarafından kısaltmalar yapılmış, on bir kişi olan ana tipler, altı kişiye indirilmiş, cezaevi ve yol bölümleri de, konunun bütünlüğünü bozmayacak biçimde en aza indirgenmiştir.
Yılmaz Güney, yurtdışına çıktıktan sonra filmi montaj masasında yeniden ele alıp değerlendirmiştir. Filmden, teknik nedenlerden ötürü iyi çekilemediği ve doğru yorumlanmadığı için birçok sahneyi çıkartmış, yerlerini değiştirmiş, yeni diyaloglar eklemiş, filme dinamik bir ruh ve biçim kazandırmıştır.
Senaryoyu uğradığı kazalara rağmen, olduğu gibi yayınlamamızın amacı, Yılmaz Güney'in sinemaya bakışında ve senaryo yazma aşamasında ne kadar kapsamlı ve de geniş düşünebildiğim örneğini sergilemektir.
-Fatoş Güney-
(Önsöz)

 

Dağlar Kendini Seveni Sever
Fatoş Güney
Güney Yayıncılık / Belge Dizisi

Sevinçleriyle, kederleriyle aynı yaşamı paylaşmanın, yaşam mücadelesinde elele birlikte direnmenin, dostluğun, dayanışmanın, fedakarlığın en yüce örneğidir sevmek. Biz, Yılmaz'la bu duyguları en doruk noktalarında, çok uzun yıllar boyu, en acımasız koşullarda yaşayarak denedik. Onu kaybettiğim sıralarda ölümün o korkunç çaresizliğiyle pençeleşirken, büyük bir umutsuzluğa kapılmıştım. Ancak, devam etmek gerekiyordu...